Herkese merhabalar diyerek başlamak istiyorum içimi dökmeye....

                İçimi dökmeye diyorum çünkü birazdan bahsedeceğim konular herkesin bildiği ve görmezden geldiği konulardan. Amacım, ne kimseyi yermek ne de kimseye öğüt vermek. Sadece ve sadece karanlığa bir mum yakabilmektir.

                Ve şuan hayal ediyorum da insanların bu yazıyı okuyup, koskoca karanlığa bir mum yakmalarında vesile olduğumu görmek, tarif edilmez bir mutluluk olacaktır.

                Fazla meraklandırmadan konuya başlamak istiyorum. Konumuz "özel insanlar", genel olarak "engelliler".

                Engelli kelimesi TDK'da; engeli olan, manialı ve vücudunda eksik veya kusuru olan şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımdan yola çıkarak sormak istiyorum, bizler engelli olarak nitelendirdiğimiz kişilerle, aynı havayı soluyabiliyorsak, aynı hayatı paylaşabiliyorsak engel bunun neresinde?

                Kutsal kitabımız Kuran'ı Kerimde Allah (c.c) "Eyyühennas" diyor. Yani "Ey insanlar" diyor. Kulum diyor. Ey engelliler ya da Ey engelsizler demiyor. Peki bizler neden böyle bir ayrım yapıyoruz. Allah (c.c) her şeyin yaratıcısıdır. Her şeyi noksansız ve kusursuz yaratır ve yaratmaya devam eder. Bir telini bile yaratamadığımız canlılara engelli, sakat hatta arızalı gibi yakıştırmalar yaptığımızda Allah (c.c) katında hata yaptığımızı bilmiyor muyuz?

                Engelli demeyeceksek ne diyeceğiz? diye soruları duyar gibi oluyorum. Hep diyoruz ya onlarda insan. Yaşadığımız dünyanın birer ferdi. Gözleri görmeyebilir, kulakları duymayabilir, konuşamayabilir, yürüyemeyebilir, bazı şeyleri çok iyi idrak etmeyebilir ve bir kromozom fazla olabilirler. Bunlara rağmen gülebilir, ağlayabilir, heyecanlanabilir, aşık olabilirler ve hatta en çokta kırılabilirler.

Neden çünkü onlarda can, onlarda insan....

                Hep diyorlar, onları anlamak için empati yapmalıyız. Hayır! Empati yapmayın. Empati yerine bir gününüzü onlarla geçirmeyi deneyin!

                Çok şükür benim bunu deneyimleme şansım oldu.

                Üniversitede yurttaki oda arkadaşımın gözleri görmüyordu. 1 sene onunla aynı odayı paylaştık. Aslında sadece aynı odayı değil, aynı sevinci, aynı hüznü, hayal kırıklıklarımızı, başarılarımızı yani koca bir hayatı paylaştık. Öyle ki belli bir süre sonra onun gözlerinin görmediğini unuttuk. Unutmanın yanı sıra gördüğünü iddia eder olduk. Hatta bununla ilgili hayatım boyunca unutamayacağım bir anımı paylaşmak istiyorum;

                "Bir gün ders bitti yurda geldim ve odadaki arkadaşlarıma kakaolu süt aldım. Şans o ki odada sadece gözleri görmeyen arkadaşım vardı. Ona dedim ki,

 -"Gözlerini kapat!"

 -"Tamam, kapattım"  dedi ve gözlerini kapattı.

Sonra  -"Ellerini aç!" dedim. O ellerini açtı ve bana doğru uzattı ellerine kakaolu sütü yerleştirdim.

Gözlerini açmadan -"Elindeki ne olabilir?" diye sordum.

O da -"Kakaolu süt" dedi.

Bende -"Evet bildin. Şimdi gözlerini açabilirsin" dedim ve sütü içmeye hak kazandığını söyledim. Arkadaşım gülmeye başladı.

Gülme sebebini anlayamadığım için neden gülüyorsun diye sordum." Aldığım cevap çok net ve manidardı.

"Fatma ben körüm!!!"

                O an başımdan kaynar sular döküldüğünü hissettim ve ne yapacağımı ne diyeceğimi bilemedim. Sadece özür dileyebildim. Ama arkadaşım özür dilememem gerektiğini kendisinin bana teşekkür etmek istediğini söyledi. Sebebini sorduğumda bu davranışımın onu çok mutlu ettiğini çünkü, ona herkesin aksine normal insan gibi davrandığımı söyledi.

                Gördüğünüz gibi onlara farklı davranmanıza gerek yok. Ne desem? Nasıl davransam? diye düşünmeyin. Kendiniz olun ve normal insanlara nasıl davranıyorsanız öyle davranın. Hepsi bu...

                Aslında şu soruyu kendimize ve topluma sormak lazım. "Engelli mi?" yoksa "Engel olan mı?" Yani engelli dediğimiz kişilerin hayatını aslında bizler kısıtlamıyor muyuz? İnsan insana ilaç olmalı, dert değil. Ama bizler aksine onlara ilaç olmak yerine engelli olduklarını hissettirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bunu nasıl mı yapıyoruz? Tekerlekli sandalyeli veya gözleri görmeyen birisinin kullanabileceği binalar, otobüsler, araçlar, kaldırımlar, kurumlar vb. yapmıyoruz, İşaret dilini sadece konuşamayan ve duyamayanlara öğretiyoruz, bedensel ve zihinsel rahatsızlıkları olanlara toplum baskısı uyguluyoruz, aileleri ve halkı engellilik konusunda bilinçlendirmiyoruz. Bunları ve daha aklıma gelmeyen birçok engeli bizler arka arkaya sıralıyoruz. Sonrada aaa engelli diyoruz. Arkadaşlar böyle yapmayın, önyargılı olmayın, küçümsemeyin, ötekileştirmeyin, alay etmeyin, dışlamayın.  

Bizler biraz kenara çekilip onlara fırsat verirsek, önlerini açarsak bakın neler olur...

                Bunu görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. Çubuktan manzaralara bakmak yeterli olur diye düşünüyorum. Bu sayede engel diye bir şey olmadığını görürken Çubuk'tan ne cevherler çıktığına da şahit olacaksınız.

                Bir insan normalde iki gözle doğar. Ama Allah tarafından seçilmiş ve özel bir insan olarak yaratılacaksa tek gözle de dünya ya merhaba diyebilir. Bunun takdiri Allah’a aittir. İşte hikâyemizin kahramanı doğarken tek gözle doğuyor. Ama o bunu hiçbir zaman engel olarak görmüyor ve öyle başarılara imza atıyor ki... Önce İnşaat Mühendisliğini kazanıyor. Sonra zekası ve başarısı okul yönetimi ve hocalarından büyük takdir görüyor ve okuduğu üniversitede akademisyenlik yapmaya başlıyor. Daha sonra ekpss de derece yapıyor ve inşaat mühendisi olarak atanıyor…. Engelli diyenleri şuan görmek isterdim :)

                Bir kahramanımızda daha çok küçükken geçirdiği bir kaza sonucu kolundan yaralanıyor ve bir kolu diğerine göre küçük kalıyor. Kendisi Çubuk'taki gençlerin sosyal ve kültürel alanlarda gelişmelerini sağlamak amacıyla gençlik derneği kurmuş ayrıca ulusal ve uluslararası platformlarda düzenlenen kongreler, konferanslar, sempozyumlar ve projelere katılarak tüm ülkede ilçemizin sesini duyurup Çubuk'lu gençleri başarıyla temsil etmiştir. Şuan da da ahde vefa zamanı deyip Çubuk hastanesinde memur olarak görevini yerine getirmektedir. Birisi engel mi dedi duyamadım da :)

                Gitar deyince Çubuk'ta akla ilk gelen isimlerden biri o. Bir elinde gitarı diğerinde tekerlekli sandalyesi. Yıllardır çocuklara ve gençlere gitar çalmayı öğretiyor. Hem öğretiyor hem de eğlendiriyor. Müziğin gücü bu olsa gerek. :)

                Özel biriyseniz hastanede veya diğer kurumlarda resmi işleriniz varsa hiç dert etmeyin. Resmi prosedür, evrak konusunda danışabileceğiniz hatta bizzat sizlere eşlik edecek birini tanıyorum. Yüzlerce hastaya refakat edip yol gösteren özel bir insan. Skolyoz hastası olup oluşabilecek tüm olumsuzluklara rağmen insanlara yardım etmeyi kendine görev bilen değerli bir dost. Şimdilerde işaret dili eğitmenliği yapıyor. Çubuk'ta isteyen herkese işaret dili öğretiyor. Ayrıca tüm resmi ve özel kurumlarda da işaret dili tercümanlığı yapmakta…

                Daha yazsak sayfalara sığmayacak ne hayatlar ne örnekler var. Bunların hepsi yaşadığımız çevrede, yanı başımızda oluyor. Fakat bunları çoğu zaman görmüyoruz. Görsek de görmezlikten geliyoruz. Takmışız at gözlüklerini, bildiğimizin dışına çıkmadığımız gibi her şeyi çok iyi bildiğimizi sanıyoruz. Aslında bilmediğimiz tek şey var. O da hiçbir şey bilmediğimiz. Ha bunları bilmiyoruz diye kötü insanlar mıyız? Hayır! Tabi ki kötü değiliz. Sadece bazı şeylerin farkında değiliz. Çünkü herkes kendi derdinde. Hepimizi almış bir geçim savaşı, dünya telaşı… Oysaki çok az bir özveri ve çok az bir farkındalıkla çözülemeyecek hiçbir sorunun olmadığına inanıyorum.

                Yukarıda dilimin döndüğünce, örneklerle engellilik sorunlarına dikkat çekmeye çalıştım. Başta söylediğim gibi amacım kimseyi rencide etmek, kalbini kırmak değil, aksine bazı konulara açıklık getirerek farkındalık oluşturmaya çalışmaktı. Bu bağlamda bu süre zarfında herhangi bir sürç-i lisan ettiysem affola. Mumu yaktıysam da ne mutlu bana J

                Sizlere veda ederken her zaman söylediğim ve hayat felsefem olarak kabul ettiğim bir sözü paylaşmak istiyorum.

“Yoksulluğu bitirmek hayır işi değil ADALETTİR.

Özel kardeşlerimize, yoksullara ve yardıma muhtaçlara yardım etmek hayır işi değil, İNSANLIK GÖREVİDİR.”

E böyle olunca da;

Engelsiz yarınların eli kulağında….

Hoşça kalın… İyilikle kalın…..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sebahaddin 2018-04-11 00:35:35

Hocam yüreğinize saglik cok guzel ifade etmişsiniz söylenecek söz yok Teşekkür ederim

Avatar
Havva karademir 2018-04-11 00:58:33

Güzel yürekli harika insan Rabbim sana hayırlı sağlıklı ömürler nasip etsin mükemmelin ötesinde olmuş iyiki senn gibi yoldaşımız arkadaşımız var engelli özel çocuğu olan anneyim tebrik ediyorum çok teşekkürler düşüncelerimize tercüman olduğun için fatma yılmaz

Avatar
Elif 2018-04-11 12:33:38

Hocam güzel ifade etmişsiniz ancak bu durum baştan gelen bir şey neden mi ?
Çünkü onlar için özel sınavlar var onları atayabilmek için bile adı engelli KPSS olan bir sınav var.O yüzden bu baştan kokan bir durum malesef.

Avatar
Elif 2018-04-11 12:34:06

Hocam güzel ifade etmişsiniz ancak bu durum baştan gelen bir şey neden mi ?
Çünkü onlar için özel sınavlar var onları atayabilmek için bile adı engelli KPSS olan bir sınav var.O yüzden bu baştan kokan bir durum malesef.